• DOLAR
    5,3927
    % 0,18
  • EURO
    6,1386
    % 0,17
  • ALTIN
    211,9066
    % -0,02
  • BIST
    91.686,35
    % -3,05
Selanik’in Kaybı

Selanik’in Kaybı



Tarihimizdeki en büyük felaketlerden olan Balkan Savaşları sadece toprak kaybı ile değil demografik değişimler ve toplumsal travmalarla sonuçlandı. Selanik ise savaşın en acı kayıplarındandı, Hasan Tahsin Paşa’nın teslim kararıyla tek bir kurşun bile atılmadan kaybedilmişti.

Hasan Tahsin Paşa, Yunan tarih anlatımında Selanik’i kurtaran bir kahraman, Türk tarih anlatımında ise Selanik’i düşmana satan bir vatan haini olarak anılıyor. Peki hangisi doğru? Hasan Tahsin Paşa neden Selanik’i teslim etti, o noktaya gelene kadar neler yaşandı?

Hasan Tahsin 1845’te Yanya’nın Molista kasabasında doğdu, aslen Arnavuttu. Balkan Savaşlarının başlamasıyla Selanik’teki 8.Mürettep Kolordu komutanlığına atandı. Rütbesi ferikti, günümüzdeki tümgeneral-korgeneral arası bir rütbe. Selanik ve Teselya’nın korunması görevi onundu.

Paşa, aslında jandarma kökenliydi, paşalığa jandarma subaylığından terfi ettirilmişti, kurmay değildi. Karşısındaki Yunan kuvvetlerinin başında ise Prens Konstantin bulunuyordu. Bu savaş, 1897 Savaşı’nda Osmanlı’ya yenilen Konstantin için imajını kurtarma fırsatıydı.

Nitekim 5 Ekim 1912’de Yunan ordusu sınırı aştı ve 6 Ekim’de Alasonya’yı ele geçirdi. Alasonya düşerken Hasan Tahsin Paşa merkez karargâhının bulunduğu Kozani’de orduyu toplamaya çalışıyordu. Yunan ordusu rahatça ilerlemeye devam etti.

İlerleyen Yunan ordusu Sarantaporon Geçidi’nde karşılanacaktı. Geçit, Alman danışman subayların planlarına göre tahkim edildi. Balkan Savaşlarının ilk büyük muharebesi burada yaşandı. 5 Yunan tümenine karşı 2 Türk tümeni vardı üstelik bu 2 tümenin mevcudu %25 eksikti.

Hasan Tahsin Paşa’nın planı top atışlarıyla Yunan ordusunu yıpratmaktı. Prens Konstantin’in ise 3 tümen ile cepheden hücuma kalkarken bir tümeni batıdan, bir tümeni ise daha da batıdan Osmanlı birliklerinin arkasına sokmaktı.

9 Ekim 1912 gecesi Yunan taarruzu başladı. Yunan tümenlerinin arkaya sarkacağını fark eden Hasan Tahsin Paşa geri çekilme emri verdi. Yunanların kaybı 182 ölü ve 995 yaralıdan ibaretti. Osmanlı tarafında ise tam bilinmemekle birlikte 500 şehit ve 1000 yaralı olduğu tahmin edilir.

Bozuk havadan da yararlanan Osmanlı birlikleri Selanik’e doğru çekildi ama Yunan ordusu 10 Ekim’de Serfiçe’ye, 11 Ekim’de Kozani’ye girdi. Yunanlar artık Teselya’yı tamamen ele geçirmişlerdi.

Yunan Orduları Başkomutanı Prens Konstantin’in asıl amacı Manastır’a yürümekti ancak aklında Megali İdea olan Başbakan Venizelos Selanik’e yönelmesini emretti. Prens Konstantin ilk başta bu emre dirense de araya Kral I. George’un girmesiyle ikna oldu.

Venizelos ajanlar vasıtasıyla Bulgar kralının niyetinin Selanik’i almak olduğunu hatta şehre girerken kullanacağı at arabasının hazırlanmasını bile emrettiğini öğrenmişti. Hem bölgenin en büyük şehri hem de Megali İdea için sembol olan Selanik’i Bulgarlara kaptırmak istemiyordu.

Venizelos zeki bir siyasetçiydi, öngörülü bir karar vermişti. Onun siyasi zekası ve kararlılığı sayesinde Yunan ordusu Selanik’e yöneldi. Artık Selanik için yarış başlamıştı: güneyden Yunanlar, doğudan Bulgarlar ve batıdan Sırplar Selanik’e yaklaşıyordu.

Yunan ordusu ufak çarpışmalarla 16 Ekim’de Karaferye’ye, 17 Ekim’de Vodina’ya girdi. Selanik’le aralarında sadece Vardar Yenicesi kalmıştı. Vardar Yenicesi Gazi Evrenos Bey’in fethettiği ve merkez olarak kullandığı 525 yıldır Osmanlı hâkimiyetinde bulunan bir şehirdi.

Hasan Tahsin Paşa Selanik’ten önceki son savunma hattını burada kuracaktı. Ancak Paşa’nın kolordusunu Yenice’ye sevk etmesi son anda gerçekleşti ve kendisi de ordusunun başına fiilen çok geç geçti.

Üstelik alayların hareket saatlerinde de karışıklıklar yaşanmıştı. Örneğin gece saat 02:00’da harekete geçmesi gereken bir alaya gönderilen emre yanlışlıkla 14:00 yazılmıştı. Bu sebeple bazı birlikler savaşa bile yetişemedi.

19 Ekim 1912 günü Yunan ordusu saldırıya geçti, asıl büyük saldırıları ise 20 Ekim’de gerçekleşti. Yunanların 60-70 bin asker ve 110 toptan oluşan kuvvetine karşı Osmanlı kuvvetleri sadece 25 bin asker ve 24-30 toptan oluşuyordu.

Osmanlı ordusu ancak 2 gün direnebildi, arkadan sarılma tehlikesi oluşunca Hasan Tahsin Paşa yine geri çekilme emri verdi. Yunan tarafında sadece 188 ölü ve 785 yaralı vardı, Osmanlı tarafında ise 250’nin üstünde şehit, 1000’in üstünde yaralı ve 200 de esir.

Geri çekilme ise tam bir bozgun havasındaydı. Vardar Nehri üzerinde bulunan demiryolu köprüsünün havaya uçurulmasında geç kalındı. Yunan birlikleri aynı gün köprüden geçmeye başladı hatta köprüyü geçen Yunan birlikleri geri çekilen Türk askerleri sanıldığından ateş dahi açılmadı.

Yunanların saldırıya geçmesinden itibaren süren geri çekilme artık tamamen kontrolden çıkmış bir faciaya dönüşmüştü. Talimsiz redif birlikleri korkuya tamamen yenilmişti, onların korkaklığı ve disiplinsizliği deneyimli erleri de etkiliyordu.

Askerlerin bir kısmı korkudan bir kısmı ise Rumeli’de yaşayan ailelerini bulabilmek, koruyabilmek için firar ediyordu. Hasan Tahsin Paşa’nın 40 bin askerden oluşan gücü Selanik’e çekilene kadar 26 bine düşmüştü.

Yenice Muharebesi kaybedilmişti artık Yunan ordusu Selanik önlerindeydi. Yalnız şehirde önemli bir kişi vardı; devrik padişah II. Abdülhamit. 1909’da devrilen padişah Selanik’e sürülmüştü ve hâlâ şehirdeydi.

Şehrin kaybedilmesi durumunda eski bir padişah düşman kuvvetlerine esir düşecekti. Abdülhamit şehirden çıkarılmalıydı ancak bu kara yolu ile mümkün değildi arada Bulgar ordusu vardı. Deniz yolu da mümkün değildi çünkü Yunan donanması Ege’ye hakimdi.

II.Abdülhamit’in şehirden çıkarılması gerekiyordu ama nasıl? Tarafsız bir ülkenin gemisiyle naklinde karar kılındı ve Almanlardan yardım istendi, cevap olumluydu. Alman Elçiliği, S.M.S Loreley isimli savaş gemisini Abdülhamit’i Selanik’ten kaçırmakla görevlendirdi.

Abdülhamit’in savaşın durumundan pek haberi yoktu. Zaten savaş başlayalı sadece birkaç hafta olmuştu, Yunanların bu kadar kısa sürede Selanik’e dayanacaklarına kimse ihtimal vermiyordu. Bu sebeple nakil kararı Abdülhamit’in kendisi ve çevresinde şüphe ile karşılandı.

Abdülhamit’e durum anlatıldığında yine de ilk başta şehirden ayrılmak istemedi nitekim ikna edildi. Oğlu Abid Efendi ve 12 karısıyla birlikte S.M.S Loreley’e yerleşti. S.M.S Loreley gizli yolcusu ile yol boyunca Yunan savaş gemileri arasından geçerek İstanbul’a varmayı başardı.

O sıralarda ise Selanik Limanı’nda büyük bir şok yaşanıyordu. Bir Yunan torpidobotu Osmanlı bataryalarına fark edilmeden limana girmeyi başarmıştı. Limanda bulunan Feth-i Bülend zırhlısını iki torpido ile vurarak batırdı. Feth-i Bülend batarken torpidobot limandan rahatça kaçtı.

Bir zırhlının limanın içinde üstelik topçu bataryaları tarafından korunurken bir torpidobot tarafından bu kadar rahatça batırılabilmesi Yunan ordusunun moralini zirveye taşımış, şehirdeki Osmanlı asker ve halkının moralini ise yerle bir etmişti.

Selanik’te durum vahimdi. Yunan ve Bulgar orduları arasında sıkışan şehirde 26 bin asker, 70 top bulunuyordu. Yenice mağlubiyeti sonrasındaki düzensiz çekilme savunmanın yeniden tertibini zorlaştırdı, sürekli mağlubiyet alan askerin ise morali bozuktu, firar edenler çoktu.

Selanik idari meclisi ve halktan ileri gelenler 22 Ekim’de toplanarak Hasan Tahsin Paşa’ya şehrin içinde savunma yapmamasını, bunun şehre ve halka zarar vereceğini bildiren bir mazbata gönderdiler.

Yabancı elçilikler de Hasan Tahsin Paşa’ya direnmemesi, şehri Yunanlara teslim etmesi yönünde baskı yapıyordu. Paşa büyük bir baskı altındaydı; siyasi baskılar, askerin perişan hali, halk temsilcilerinin talebi ve şehirdeki açlık. Direniş için güvenebileceği hiçbir şey yoktu.

Yunan ordusu şehri tamamen kuşatmış, saldırı için hazır bekliyordu. Hatta taarruzun başlayacağı saati bile ilan etmişlerdi. Hasan Tahsin Paşa yeni yeni taleplerde bulunarak vakit kazanmaya çalışıyordu lakin umut yoktu.

Yine de Hasan Tahsin Paşa gözünü karartıp şehri savunabilirdi. Bu savunma esnasında şehri diğerlerinden önce ele geçirmek isteyen Yunan, Bulgar ve Sırp kuvvetleri arasında anlaşmazlıklar doğabilir veya teslim için daha iyi şartlar yakalanabilirdi.

Selanik’te yapılacak bir savunma umutsuzca da görülse İşkodra, Yanya ve Edirne’de gösterilen cesaret ve kahramanlığın bir benzeri sergilenebilirdi fakat olmadı. Hasan Tahsin Paşa, 482 yıllık bu yurdu tek kurşun bile atmadan teslim etmeyi seçti.

Hasan Tahsin Paşa, Prens Konstantin’e teslim olacağı haberini iletti. Heyetler, şehrin 25 km dışındaki Topsin Han’da buluşup teslim şartlarını müzakere ettiler. Selanik’i Yunanlara bırakan teslim protokolü 26 Ekim 1912 günü imzalandı.

Hasan Tahsin Paşa Osmanlı ordusunun geri çekilmesine izin verilmesini istemişti ancak Yunanlar Osmanlı tarafının tüm taleplerini reddetti. Osmanlı askerlerinin tüm silahlarıyla birlikte teslim olmasını şart koştular. Hasan Tahsin Paşa Yunanların tüm şartlarını kabul etti.

Netice itibariyle; 10 maddeden oluşan bir protokolle Selanik kayıtsız ve şartsız olarak Yunanlara bırakıldı. 482 yıllık tarih toplam 10 maddeye sığdırılmıştı, koca tarih 10 madde ile son buluyordu.

Gazi Evrenos Bey’in yadigârı, Jön Türklerin merkezi, Mustafa Kemal’in memleketi, güzel İzmir’in suyun ötesindeki güzel kardeşi kaybedilmişti. Edirne, İstanbul veya İzmir’den daha az “Osmanlı/Türk” olmayan bu şehrin tek bir kurşun bile atılmadan teslim edilmesi herkesi şok etti.

Hemen İstanbul’da Divan-ı Harp kuruldu ve Hasan Tahsin Paşa ile oğlu Kenan Mesare vatana ihanet suçundan gıyaplarında idama mahkum edildiler. Kenan Mesare, paşanın emir subaylığını yapıyordu ve teslim protokolünü hazırlayan kişiydi.

Aslında savaşın sonucu daha ilk günden belliydi. Yunan ordusu; asker ve silah sayısı, teçhizat, lojistik, deneyim, moral kısacası her bakımından çok daha üstündü. Bakan Savaşları patlak verdiğinde Osmanlı ordusunun genel hali perişandı, savaş seferberliği ise tam bir rezaletti.

Hasan Tahsin Paşa imkanlar ve kabiliyeti elverdiği ölçüde mücadele etti. Son anda her şeyi feda ederek direnmeyi ise göze alamadı. Bu yüzden Selanik’in kaybı konusunda askeriyenin ve siyasetin tüm suçu onun üstüne kaldı. Oysa sadece kendisinden umulan mucizeyi yaratamamıştı.

Hasan Tahsin Paşa ve oğlu başlarına geleceği bildiklerinden İstanbul’a hiç dönmediler. Selanik’te de kalamadılar zira şehre Yunanlardan sadece 8 saat sonra giren Bulgarlar şehri kendilerine teslim etmediği için paşaya kızgındı. Sarhoş Bulgar askerleri evini basıyordu.

Şehirdeki Türkler ise onu hain olarak görüyordu. Paşa ve oğlu, Yunanlar tarafından serbest bırakıldığı gibi önce Fransa’ya ardından İsviçre’ye gittiler, 1913’te Lozan’a yerleştiler. Hasan Tahsin Paşa 1918’te 73 yaşında iken burada öldü.

Kenan Mesare ise sonradan Yunan vatandaşı oldu ve Yanya’ya yerleşti, 1965’teki ölümüne kadar burada yaşadı. Balkan Savaşlarını resmettiği tablolarıyla tanındı. Babasını teslim protokolünü imzalarken gösteren bir tablosu da bulunmakta, Selanik’teki resim müzesinde sergilenmekte.

Hasan Tahsin Paşa’nın mezarı 1937 yılında Yunanistan’a taşındı. 2006 yılında, Topsin Han’ın bulunduğu arazinin üzerine kurulan Balkan Savaşları Müzesi’nin bahçesine oğlu Kenan Mesare ile birlikte gömüldü.

Baba ve oğul, Selanik’i Yunanlara teslim ettikleri noktada yatmaktalar bugün. Müzenin içinde ise teslim protokolü ve protokolün imzalandığı masa sergilenmekte.

Yunan tarihçilere göre Hasan Tahsin Paşa çok sevdiği Selanik’te kan akmasını istememişti. Hasan Tahsin Paşa’nın teslim protokolünü imzaladıktan sonra “Selanik kaybedildi ancak kurtuldu” dediğini iddia ederler.

Yunan tarihine Selanik’in kurtarıcısı olarak geçen Hasan Tahsin Paşa, Türk tarihine vatan haini olarak geçti. Çaresizdi veya haindi neticede 482 yıllık bir yurdu kaybetti. Hem de ne kayıp! Sadece siyasi değil,aynı zamanda kültürel bir kayıp.

Aziz Dimitrios Yortusu’nda şehri teslim alan Yunanlar ilk iş olarak şehrin sembolü olan kuleyi vaftiz etti ve beyaza boyadılar. Bu sembolik vaftiz şehrin yeni kimliğinin ilanıydı. Selanik’teki Türk izleri bilinçli bir şekilde kısa sürede silindi.

Eski fotoğraflarda minarelerin çokluğuyla dikkat çeken Selanik’te bugün Hortacı Camii’nin yarısı yıkık minaresi dışında tek bir minare kalmadı. Şehirden önce Müslümanlar ardından Museviler silindi.

Selanik’in kaybı Osmanlı için büyük bir felaketti ancak daha başlangıçtı. Balkan Savaşı boyunca yenilgiler, toprak kayıpları, göçler, ölümler devam etti. İmparatorluk yüzlerce yıl sonra ateş ve kan içerisinde Rumeli’ye veda ediyordu.

Kaynak : Zinde Kültür

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Haber bülteni