• DOLAR
    5,3945
    % 1,08
  • EURO
    6,0851
    % 0,14
  • ALTIN
    214,2452
    % -0,62
  • BIST
    89.490,32
    % -2,07
Şu (Saka) Destanı

Şu (Saka) Destanı



İskender Semerkand’ı geçmiş, Türklerin illerini almaya geliyordu. Hakan Şu, Balasagun yakınındaki kalesinde bir şey yapmadan oturuyor, kimseye bir şey söylemiyordu. Bazı küçük devletler gibi doğuya çekilmemişti. Savaşa da hazır görünmüyordu.

Beyleri hakanın huzuruna çıkıp sordular:
İskender yaklaştı, onunla savaşacak mıyız, buyruğun nedir?

Beylerin bildiğini hakan bilmesin olmazdı. Ama hakanın bildiğini beğler bilmiyordu. O, 40 kumandanını öncü olarak Hücend Irmağı kıyılarına göndermişti bile. Bunlar gizlice gittikleri için beylerin haberi olmamıştı. Hakan asıl haberi bunlardan bekliyordu. Onun için gönlü rahattı ve beğlerinin sorusunu anlamazlıktan geldi. O şimdi gümüş havuzunda yüzen kazları, ördekleri seyrediyordu. Bu seyyar gümüş havuzu her gittiği yere götürür, konakladığı yerde su ile doldurur, kuğuları, ördekleri yüzdürürdü. Beğlerinin yüzüne bakmadan, havuzdaki kazları, ördekleri gösterdi ve:
Şunlara bakın, ne güzel yüzüyor, ne güzel dalıyorlar değil mi?” dedi.

Beyler şaşakaldılar. Yüreklerine od düştü. Hakanın savaşmak yahut çekilmek için tedbir almadığını sanarak çok üzüldüler. O sırada İskender Hücend suyunu geçmişti. Hakan Şu’nun adamları hızlı bir haberci ile durumu bildirdiler. Bunun üzerine Şu davullar çaldırarak hareket edileceğini duyurdu Bu da şaşkınlık yarattı. Çabuk hareket ediımesi emredildiği için herkes bulabildiği ata bindi, alabildiği eşyayı aldı ve gece yarısı yola koyuldular.

Şu, sabah olunca, uygun gördüğü bir düzlükte “Dur!” emrini verdi. Oraya çadırlar kuruldu ve ordu düzene sokuldu. Şu ve ordusu geceleyin doğuya hareket ettiği zaman 22 kişi binek bulamadıkları için oldukları yerde, aileleriyle birlikte kalmışlardı. Bunlar arasında Kınık, Yıva, Eymür… ve  başkaları vardı ki, Oğuz boyları bunlardan doğacaktı.

22 kişi “Kalalım mı yahut gidelim mi?” diye düşünürlerken, yanlarına iki kişi daha geldi ve böylece 24 kişi (aile) oldular. Bunlar biraz uzaktan geliyorlardı. Eşyalarını sırtlarında taşıdıkları için yorgun idiler. Kalıp kalmamak konusunu onlarla da konuştular. İskender’in gelip geçici olduğu, buradan gelip geçeceği, ama kendilerinin yurtlarında kalacakları fikri benimsendi.

22’ler yeni gelenlere: “Kalaç!” dediler. Bu, (kalın, bekleyin) anlamında bir söz idi. Bundan sonra onlara hep “Kalaç” denildi. “Kalacı” olarak anılan iki kabile de onların soyundandır. İskender geldi. O, 22 kişiyi görünce bunların uzun saçlı, Türk kıyafetli olduklarını görünce, kimseden bilgi almadan:
Türk mânend” dedi.
Bu sözün anlamı “Türk’e benziyor” idi.
O günden sonra bunlara Türk mânend, Türkçe’deki söylenişiyle Türkmen denildi. Türkmenler aslında 24 boydur. Fakat Kalaç boyu olan iki boy bazı şeylerle bunlardan ayrılmışlardır. Bu iki boy bunlardan sayılmaz, işte Türkmenler’in aslı budur.

İskender, 24’lerin düşündüğü gibi gelip geçici idi. Türkmenler yurtlarında kalmış oluyorlardı. Ama Hakan Şu, ordusunu alıp Çin’e doğru ilerledi ve İskender’i peşinden sürükledi. Uygur sınırına  yaklaşınca, Şu, yer ve zamanın uygun olduğuna karar vererek, ordusunun bir kısmını ayırdı ve bunları İskender’in öncü birlikleriyle vuruşmaya gönderdi.

İskender’in ordusuyla vuruşmak için ayrılanların hepsi gençti. Bunu gören vezir hakana şöyle dedi:
Kağanım, İskender’le savaşmak için hep gençleri ayırdın. Onların yanında savaş tecrübesi olan yaşlı biri de bulunsa iyi olur.
Hakan “çok yaşlı” anlamına gelen:
Üge?” dedi.
Evet” diye cevap verdi vezir.

Gençlerle bir yaşlı adam da gönderildi. İskender de bir öncü birliği göndermişti. Türkler bir gece baskını yaparak İskender’in bu birliğini bozguna uğrattılar. Bu vuruşmada bir Türk genci İskender’in erlerinden birini kılıçla ikiye bölmüştü. Ölen askerin belinde altın dolu bir kemer vardı. Kemer kılıç darbesiyle parçalanınca altınlar kana bulanarak döküldü. Ertesi gün Türk askerleri kanlı altınları görünce “Altın, kan!” dediler. Sonra bu sözler orada bulunan büyük bir dağa ad olarak verildi. Bugün o dağın adı Altın Han’dır. Bu savaştan sonra İskender Türk hükümdarı ile barıştı. Uygur  şehirlerini o yaptı ve bir süre oralarda kaldı. İskender çekilip gidince Şu döndü. Balasagun’a gelip, şimdi “Şu” denilen şehri yaptı. Oraya bir de tılsım koydurdu ki, bu tılsım yüzünden onu kimse aşıp gidemez. Leylekler bile şehrin karşısına kadar gelir ve onu geçemezler. Bu tılsım hala devam etmekte, leylekler bu şehre kadar gelip, fakat şehri aşıp da daha ileri gidememektedir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Haber bülteni