Yakın dönemde, özellikle Kıbrıs Barış harekatı ve en yaygın olarak Çanakkale Savaşları için anlatılan “Yeşil sarıklı, Kıratlı” ve sadece düşman ordusuna görünüp Türk ordusunun safında savaşan mücahid anlatımının, tarihi bir geçmişi vardır. “Yeşil Sarıklı” anlatımı, bir vesile ile Osmanlı Vekayinamelerinde de yer almıştır. Buna bir kaç örnek verilecek olursa, en çarpıcı örneklerden ilkini, Kemalpaşazade’nin II. Bayezid devrini anlattığı, Tevarih-i Al-i Osman’ın VIII. Defterinde görülür.

Buna göre Bosna Beylerbeyi Yakup Paşa’nın 1493’de Derencil Ban ile yaptığı ve Yakup Paşa karakterinin efsaneleştiği Kırbova Savaşı sonrası, esir düşen haçlı askerlerinden birisi, İstanbul’a götürüldüklerinde, ümeradan birisine “dünyayı gözümüze dar eden ve bizle savaşırken hiç yorulmayan askerler neden içinizde yoktur” diye sorar. Sorunun muhatabı birazda alaylı cevap verir. Fakat esir, “övünüp durma ve laf vurma bizle siz savaşmadınız” diye kendileri ile savaşan mücahid profilini çizer. Buna göre ak imameli, yeşil cameli, sakallı ve seher yeli gibi atları olan bu kimseler, savaşmaktan hiç yorulmadıkları gibi son derecede iyi silahşördürler. Hatta öyle ki, bu mücahidleri görünce kendilerinde güç kalmayıp elleri ve yüzleri yanar olmuştur.

Buna benzer bir değişik “Yeşil sarıklı” anlatımını da Gelibolulu Mustafa Âli, eseri Künhül Ahbar’da yapar. Buna göre Kumran Kalesi’nin alınması sonrasında kale komutanlarından birisi Hasan Paşa’nın huzuruna getirilir ve orada yeşil sarıklı olarak gördüğü Üştübi Emir Efendi’yi göstererek kendileri ile savaşan Yeşil başlılardan bir tek bunun mu kaldığını, yoksa diğerlerinin başka memleketlere akına mı gittiğini sorar. Hasan Paşa, neyin sual edildiğini anlar ve “onlar kışlaya çekildiler” cevabını verir.

 

Leave your vote

0 points
Upvote Downvote

Comments

0 comments